Yazı Detayı
01 Mayıs 2020 - Cuma 18:53
 
1 Mayıs Emekçi Bayramı
Ebru Öztürk
adommedya@gmail.com
 
 

 

1 MAYIS EMEKÇİ BAYRAMI

 

İşçilerin, memurların, köylünün, yani tüm emekçilerin sende bir kere daha kaliteli hayat yaşayabilmek için, sesini duyurma şansını yakaladığı gündür; 1 Mayıs. Tüm, zihnen, bedenen, ruhen çalışan tüm emekçilerin, 1 Mayıs Emekçi Günü kutlu olsun!

 

Emekçi gününün tarihi, 1856 yılında Avustralya’nın Melbourne kentinde, taş ve inşaat işçilerinin çalışma saatlerinin düzenlenmesi için başlatılan protestoya dayanır. Daha sonra ABD’de Chicago’da 1 Mayıs 1886 tarihinde, çalışma saatlerinin 8 saat olması ile 1889’da Milletlerarası İşçi Kardeşliği Teşkilatı’nın, Paris’deki kongresinde aldığı karar ile işçilerin ortak bayramı olarak kabul edilmiştir. Ülkemizde ilk kez 1912 yılında, daha sonra 1921 yılında kutlanmıştır.

 

Öğretmenler günü, avukatlar günü, hekimler günü gibi mesleklerin, anneler günü, babalar günü gibi özel günlerin ve dünya beyin günü, parkinson günü, böbrek günü, kanser haftası gibi sorunları hatırladığımız ve hatırlattığımız günler vardır. Emekçi günü, işçinin kendi sesini sadece kendisinin duyduğu değil, o sesi duyurduğu gündür... Çalışanların uygun çalışma şartlarında, uygun sürede, insana yaraşır şekilde çalışmaları için, sadece çalışılan şirket değil, kendisi gibi olan diğer işçilerin de el birliği yaptıkları gündür.

 

Çalışma saatleri ve haftada bir gün izin kullanma olarak işçilere verilen haklar İngiltere’de tekstil şirketinde Taylor ile başlar ve çevredeki kurumlardan daha başarılı sonuçlar alır ve işçiler tarafından tercih edilen şirket olur.  Yine sendikada da İngiltere 19. yüzyılın 2. yarısından sonra, bunun alevlendiği ülkedir.

 

İş hayatında 2 farklı sarmal yaşanmaktadır. Birisi Almanya başta olmak üzere, Avrupa’da yaşayan, sanayinin yoğun olduğu yerde, nüfusun çoğunluğunu, orta yaş ve üzerinde olmasının, maaşların da doyurucu olmasına karşın, çalışacak genç iş gücüne ulaşılamaması. Diğer taraftaki sorun ise, gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde, genç nüfusun yoğun olmasına karşın, istihdamın az olması nedeniyle, sadece karın tokluğu için iş arayan genç nüfusun bulunması…

 

 

İşçi haklarının verilmesi, işçiye değer verilmesi, aslında iş verene daha verimli sonuç olarak döner ama işçi sayının çok olması nedeniyle, alternatifleri değerlendirerek düşük rakama işçi çalıştırmak da, işçinin daha iyi şartlarda iş bulduğu anda, işi sonlanıyor. Yeni işçi alımı ile şirketi ve şirketin işlerini öğrenmesi de, aslında iş veren için ayrı bir maliyet, işçi için ise, sık sık iş değiştirme referans sorunu ve tazminat alma hakkının bitmesi ile noktalanıyor.

 

Sigortanın olmadığı, merdivenaltı işlerin en çok arttığı dönemler de, işsizliklerin en fazla olduğu dönemler oluyor. İşçinin tercih hakkının olmadığı ama ihtiyaçlarının devam etmesi, bakması gereken kişilerin olması, onun sağlık ile yaşam arasında tercih yapmasına neden oluyor. Sağlıklı yaşam için, o işi seçmeyecek ve aç kalacak veya sağlıklı yaşamdan vazgeçip, karnı doyacak ama herhangi bir iş kazasına, meslek hastalığına veya sigortasız çalışmaya ‘evet’ diyecek… Tek bilinmesi gereken ama bilinmeyen veya bilinmek istenmeyen şey şu: ‘Evet’ diyerek işe başlayan kişi, daha sonra farklı hastalık veya sorunlarla bunun bedelini hastaneye giderek veya sigorta süresi dolmadığı için çalışmaya devam ederek ödeyecek!

 

Birçok çalışan kişi haklarını bilmeden çalışıyor. Örneğin Kapadokya bölgesinden otel müdürlüğü yaptığım dönemde, çalıştığım 5 otelde de aynı sorun ile karşılaştım: Çalışanların haftalık izinleri yok! Ben izin verdiğim için hep otel sahipleri ile karşı karşıya geldim. İşçiye şunu söylüyordum ‘izini kullanacaksın ama diğer arkadaşın izinliyken, sen daha yoğun çalışacaksın. İş eksiksiz yürüyecek’! Otelde 30 yılı aşkın süredir çalışan kat görevlisi ile şöför vardı. Kat görevlisi sonradan okuma-yazma kursuna gitmiş, ne verilirse imzalayan bir çalışan olarak, çocukları 20’li yaşlara yaklaşınca, annenin sürekli işe giriş-çıkış işlemi yaptığı için tazminat hakkının birkaç yıl olduğunu, sigorta süresinin bunun için dolmadığını fark etmişler ve bundan sonrasını internetten takip etmişler. Benim dönemimde, yaştan dolayı emeklilik hakkı kazanmıştı ama günden değil!. Şöförümüz ise, hergün patron ararsa diye işe geldiği için, patronun kuzeni olarak hayatında birkaç gün izin yapmış kişiydi ama asgari ücrete ihtiyacı vardı. Bu 2 kişiyi anlatmam, sanırım çalışma haklarını bilmeyenlerin durumunu anlatmama yetiyor.

 

Bizler de farklı hatalar yapmıştık; zamanında... Örneğin çoğu kişi verilen haklar geri alınmaz, yanında aynı işi yapan ile benzer şartlarda çalışma ile eşit işe eşit ücret yani eşitlik hakkı, sizi farklı bir ilçede görevlendirmesi durumunda mesafeye kota koyduğunu ve bunun için tazminat hakkı doğduğunu ve bunun gibi birçok hakkını, ben de tek imza ile vaktinde seneler önce yitirenlerdendim.

 

Toplumsal olarak hem okul hayatımızı, hem de iş hayatındaki eğitimlerin artması, bu gibi olumsuz durumların ortadan kalkmasını sağlar. Toplumların geliştiği, eğitim seviyelerinin yükseldiği ülkelerde, daha refah içinde çalışan işçi, daha rahat ve huzurlu çalışma sonunda, daha az hata, daha çok verimle ortaya çıkan ürün/hizmet, bu sayede daha çok kazanan ve daha çok büyüyen, yatırım yapan işveren ve gayri safi milli hasılanın ve gayri safi milli yurtiçi hasılanın yükselmesi, kişi başına düşen milli gelirin artışı, vergilerin artışı, yatırımda tercih edilen ülke olma yani daha müreffeh bir Türkiye olması sağlanır!

 

Küçük gibi, görünen ama ülkemizde çok sayıda çalışan kesimin işçi olmasından dolayı kar tanesinin, çığa dönüşeceğini unutmayalım. Bu çalışanlar, ister tarlada hasılat döneminde, ister yerin altında madende, ister Devlet dairesinde masada, ister havada görev yapan kişiler olsun, herkesin insanca yaşam hakkı olduğunu unutmayalım! 

 

Unutmamamız gereken bir başka konu ise, işçilerin gerekli hakları elde edememesinden dolayı, başarı, eğitim seviyesi ve sosyal seviyesi yüksek olan kişilerin, yurt dışında çalışmayı tercih etmeleri… Ülke olarak yapılan eğitim yatırımları, gerekli sonuçları göremeyince, sevdiklerinden uzak, farklı kültürlerde de olsa hazır yetiştirilmiş kaliteli iş gücü olarak, işçiye değer veren ülkede kendisini bulabiliyor. Türkiye olarak kaliteli iş gücünü kaybetmek, kan kaybı gibidir, aslında... İşçilere gerekli haklar sağlamayıp, yurt dışına gitmesine neden olmak, daha büyük bir eksi değer ile karşılaşmak değil midir?

 

Korona nedeniyle bugün işten çıkarılanlara destek verileceği söylenildi ama kayıtlı işsizlik için geçerli. Kayıtsız işten çıkarılanlar ne olacak? Engelli olduğu için işten atılan ama engeli 40’ın altında olduğu için engelsiz sayılan ama işe alınmayanlar ne olacak? Kimyasal ortamlarda gerekli şartlar sağlanmadan sigortasız çalışıp, akciğerden dolayı hastanede muayene olamayanlar ne olacak? Yer altında sigortasız çalışıp, öldüğü zaman sigortasız olduğu anlaşılan ama göz altına alındıktan sonra bırakılan işveren ama hayatı boyunca ölen eşinden, babasındantazminat alamayan ihtiyaç sahipleri ne yapacak?

  

İşçi haklarının verildiği, insanca yaşanabildiği, daha kaliteli ve daha müreffef günlere, koronasız ulaşmak dileğiyle…   1 Mayıs Emekçi Bayramımız kutlu olsun!

 

Ebru ÖZTÜRK

 
Etiketler: 1, Mayıs, Emekçi, Bayramı,
Yorumlar
Haber Yazılımı