Yazı Detayı
08 Kasım 2018 - Perşembe 15:31 Bu yazı 139 kez okundu
 
Arabistanlı Lawrens..!
Murat Yıldırım
 
 

Arabistanlı Lawrens 


Amerikan-İngiliz ortak yapımı, “Arabistanlı Lawrens” isimli o eski filmi tekrar izledim;  sonundaki teşekkür edilen kurumlara bakınca, titiz çalışıldığı anlaşılıyor.


Lawrens Sir Chapman'ın evlilik dışı oğludur. Oxford'da eğitim almış, sorunlu bir teğmendir.
Aşiret reisi Faysal ile görüşme görevi verilir.


Önce Şerif Hüseyin (Ömer Şerif) ile tanışır; oğlu Faysal ise genç ve idealisttir: 
Arapları tek devlette birleştirecek, büyük Endülüs-Kurtuba medeniyetini tekrar canlandıracaktır.  Önündeki tek engelin Osmanlı İmparatorluğu olduğuna inanmaktadır.
Lawrens ile amaçları aynı olduğundan sorgulamaz, sonradan kendisinin kandırılıp, paramparça bir sürü Arap devletçiği oluşacağını akıl edemez.


Lawrens tek başına büyük Nüfud çölünü geçip Akabe'ye ulaşınca aşiretlerin hayranlığını kazanır.
Türklerden maaş alan bir kaç aşiret reisini de İngiliz usulü zeki ve kibarca kandırıp, kışkırtır:
-Osmanlı bize altın veriyor. diyen bir reis'e: 
-Altının tamamı Akabe'de!. der. 


Kabileler arasındaki anlaşmazlıkları çözer, Akabe'ye arkadan saldırıp başarılı olurlar.  Tabi altın falan yoktur.
Azimli Lawrens nufuddan sonra sina çölünü de geçer.
Allanby onu terfi eder, istediği silah ve altınları verir.
Filmden önemli Lawrens tespitleri:
-Araplar, "Türkler gibi" teknolojiye önem vermelidir.


-İngiltere, toprak ve nüfus olarak Arabistan'dan küçüktür, ancak disiplinli oldukları için güçlü ülkedir.
Trenlerlerimize saldırıp, yağmalarlar. Dera'da Türklere yakalanır, etkilenip herşeyi bırakır. 
Sykes-picot anlaşması ile İngiltere, Fransa ve Rusya'nın Osmanlı ve  Arabistanı paylaştığını öğrenince:
"-Bu alçaklık" der.


Fakat Allenby "unutulmaz kahraman" olacağını söyler tekrar anlaşırlar. Bir Kral gibi bol sömürge paralı ordusuyla Şam'a yürür.


Yolda yaralı perperişan geri çekilen çilekeş askerlerimiz ile karşılaşır, saldırıp hepsi şehit edilir.
İçindeki katile engel olamamaktadır. Şam'ı da alır.
Allenby, onu Albay yapıp ayak altından Londra'ya geri gönderirken idealist Faysal başına geleceklerden habersiz:
-Sana olan borcumu asla ödeyemem. der.


Filmin ilginç yönleri:
-Osmanlı veya müslümanlar kullanılmayıp, Türkler denmesi. 
-Lawrens'ın çöl sevdalısı olduğu, vazifesini aşıp Akabeyi almış gibi işlemeleri.
-Lawrens'ın yaralı/savunmasız askerlerimizi öldürdükçe moralinin bozulması! 
-Nedense o günleri unutturmama isteği.
Filmde olmayan sonlarını da kısaca arz ederim:
Elbette vadettikleri tek büyük devlet kurdurulmaz.
Şerif Hüseyin sadece Hicaz kralı olabilir.  İngiltere destekli Vehhabilere yenilince, ailesi ile Kıbrıs adasına sığınır, ettiğine pişman ölür.


Hayali yeniden Endülüs medeniyetini kurmak olan idealist Faysal ise Irak kralı yapılsa da İngilizler onu zehirler. (Şevket S. Aydemir,  Enver Paşa, Cilt III.)


İstanbul'u alırlarsa,  Türklerin rönesanslarını gerçekleştireceğini öngören Lawrens ise, İngiltere'ye döndükten bir müddet sonra boş yolda motosikleti ile şarampole yuvarlanıp ölür.


İngilizler, sadece Filistin cephesinde 80.000 askerimizi şehit eder. (Fatiha)
Filmden anlaşılan: Aranızı bozmak isteriz. Başta idealist ve mangırcıları sözler verip, kandırır, sonra onları da hallederiz. 
Denek, birbirimizle çatışırsak zayıflarız, İslamiyet de, bizi gören gençler deizme yönelir.  Endülüs'e giderken Arabistan, Anadolu tehlikeye girebilir.


Yine de Alimler ra, Araplara veya başka bir kavme toptan hakareti uygun bulmaz.  

Zühdüm var deyu 
Ta'n eylemegil
Merdut ederler 
Mağrur olanı
Yunus Emre hz ra.

Muhabbetle kalın.

 
Etiketler: murat yıldırım, güncel makaleler, kişisel yorumlar, arabistan, yeni makaleler,
Yorumlar
Haber Yazılımı