Yazı Detayı
01 Eylül 2018 - Cumartesi 19:47 Bu yazı 1053 kez okundu
 
Ateşsiz Vurdular..!
Lütfiye Aydın Bike
 
 

Ateşsiz Vurdular..!

 

BİZİ YILLARDIR ATEŞSİZ SİLAHLARLA VURDULAR

 

Bu yıla kadar milyonlarca, bu yıl ise 160.000 insanımızı kiyasallarla vurdular. Vurulanların 80 bini öldü. 2500'ü çocuktu. Her gün 450 insanımız, ölmeye devam ediyor.

 

 Eğer bir saldırıda ya da bir kazada 450 insan ölseydi, yer yerinden oynardı. Ama bu silah sadece insanları öldürmüyor, aynı zamanda insanların iradesini tepkisini ve idrakini da öldürüyor.

 

 Silahların etkisi gün geçtikçe artarak devam ediyor. 

 

Bu silahların adı nitrat ve aminler, formaldehitler, triclosanlar, aromatik amiller, arkilamitler, triklorakabanlar, amonyak karameller ve bunun gibi daha birçok zehir, suyumuza ekmeğimize, havamıza eklenmiş durumda. 

 

Tabiki bu kadarla sınırlı değil. Bebeklerimizin yiyeceğinde, sütümüzde, meyve sularımızda, yoğurdumuzda, etimizde, deterjanlarımızda,  antibakteriyel sabunumuzda,  kremimizde, evimizin duvarında, tavanında, her yerde var. 

 

Bu kimyasal silahlar tesirini gösterince de, adına KANSER oldu diyorlar.

 

 Akıllara şu soru geliyor. Neden bu kadar zehir. Söyleyeyim.Daha fazla kazanmak için. Kimyasal renklendiriciler bitkisel renklendiricilerden 20 kat daha ucuza mal ediliyor.  Bitkisel çözücüler, alkolden 20 kat daha pahalı. Tüm gazlı içeceklerde, aromalı meyve sularında, meyve özlerinde litrede, yüzde üç alkol bulunuyor.

 

 Kazananların çoğu ise dış sermaye ve ilaç sektörü. Ne yazık ki maddi menfaatler için, bir nesil tehlikeye atılıyor. Ayrıca manidar olan ise bu alkollü içeceklerin sofralarımızı, özellikle düğün ve iftar sofralarımızı süslüyor olması. 

 

Şunu Duyar gibi oluyorum Peki biz ne yiyeceğiz. Doğrusu burada bizde tıkanıyoruz. Doğal ve temiz yiyecek bulmakta zorlanıyoruz. Lakin en azından gücümüzün yettiğince seçici olmalıyız.

 

 Bir çoğumuz, amaan bir şey olmaz diyerek, zehire katkı sağlayıp insanların ölümlerini seyrediyoruz. Aslında seyretmiyoruz sadece duyuyoruz, belki seyretsek, görsek  dur diyeceğiz. 

 

Mesela Çapa Hastanesi'nde 6 aylık bebeğin kemoterapi alırken nasıl kıpkırmızı olduğunu ve yüzündeki acı izlerini, ağlamasındaki yalvarışını görseydik,  belki  değer mi diye düşünürdük.. 

 

Ya da 12 yaşındaki asiye'yi görseydik, artık damar yolu bulunamıyor, her şeyini kaybetmiş, kaşını, saçını ve pembe gülüşlerini... Yürüyemiyor Asiye, yürüse belki de kaçıp gidecek. Kemoterapi odasına giderken bağırıyor almayacağım öldürün beni diye,  Annesinin çaresizliğini görseydik, belki de değer mi diye düşünürdük. 

 

20 yaşındaki Yusuf'u görseydik, tekerlekli sandalyede belli ki uzun boyluymuş, sanki bir avuç kalmış, teni bembeyaz kesilmiş, gözleri görmüyor gibi bakıyor. Yusuf'un kelimeleri de tükenmiş hiç konuşmuyor. Bir ara ayağı tekerlekli sandalyeden düşüyor, ama yerine koyacak gücü yok. Yusuf'un babası panikle kaldırıyor Yusuf'un ayağını, ama sanki dağ kaldırıyor.  Belkide Yusuf'u ve babasının acısını görseydik değer mi diye düşünürdük. 

 

Bir damla suya olan harareti, bir nefes ferahlığı olan ihtiyacı, hastane köşelerinde evlere olan hasreti ve en sevgilinin acısına karşı iki rahmetten birisi diye inleyişi görebilseydik değer mi diye düşünürdük.

 

 160 bin hastanın ve onların sevdiklerinin nefesi ile SAĞLIK BAKANLIĞINA SESLENİYORUM. Lütfen bu nesli ve geleceğimizi koruyun. Eğer bunu yapacak güçte değilsek en azından gıdaların üzerine kanserojen madde içerir, diye yazın.  İnsanlarımız kimya uzmanı değil ki, madde yapılarını anlasınlar. Onun için anlaşılır bir biçimde büyük yazılarla yazın. Ya da kanserin bir rengi olsun. Gıda kutularının üzerine o renk yerleştirilsin. 

 

Belki o zaman anne, sağlıklı diye 6 aylık bebeğini, paket meyve suyu veya paket meyveli yoğurt yedirirken bir miktar zehir yedirdiğini bilir. 

 

Baba 9 yaşındaki oğlunu sınav çıkışında büyük hayallerle karşılarken, ödüllendirmek için fastfood yemeye götürüp, büyük kola ve patates kızartmaları yedirirken, aslında 10 çeşit zehiri baka baka yedirdiğini bilir.

 

 Dedeler torunlarını sevindirmek için ceplerine koydukları şeker, çikolata, sakızların birer zehir olduğunu ve ilerde torunlarını ağlatacağını bilir de fikri değişir. Cebine fındık veya kuru üzüm koyuverir.

 

Bakarsın, belki sevdiklerimizi mutlu etmek için aldığımız iletişim araçlarının, radyasyon zararını ve hareketsizlikten dolayı kas hastalığını, göz hastalığını, ruh hastalığını, ve ahlak hastalığını fark ederiz.

 

  Haftada bir gün tüm iletişim araçlarını evde bırakıp, sabah namazını ailece bir camide kılıp, sonra güzel bir Doğa yürüyüşüyle rahatlayıp, evden götürdüğümüz sade bir kahvaltı ile taçlandırmak için, birkaç saat vaktimiz olduğunu fark ederiz.

 

 Ömür dediğin ne kısalır ne de uzanır.

 

 Ömür ya bereketlenir asırlarca yaşanır, yada zaaflara yenilip üç günde bitiverir.

 

Bu konudaki farkındalığı artırmak için, duyurmak insanlık vazifemizdir.

 

    Lütfiye Aydın Bike

 

 
Etiketler: lütfiye aydın bike, kişisel makaleler, en iyi makaleler,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı