Yazı Detayı
10 Haziran 2019 - Pazartesi 13:39
 
Tarihimiz-Ülkemiz
Ebru Öztürk
adommedya@gmail.com
 
 

Belki farkında değiliz ama o kadar güzel bir ülkede yaşıyoruz ki; tarihi, doğası, jeopolitik konumu, 4 mevsimin beraber yaşanması, toprağın bereketli olması, maden yataklarının üzerinde yaşanması, hem Asya’yı, hem Avrupa’yı; yani, Avrasya’yı kucaklaması... Ama gerçekten bunların farkında mıyız?

 

Yurt dışına gittiğim zaman ilk merak ettiğim yerler; tarihi yerler olur. Tarihini çok güzel anlatan bir ülkeye gidelim; İngiltere’ye... 2010 yılında İngiltere’de 4,5 ay kaldım. En eski tarihi yapıların olduğu yerin, İngiltere’nin güneydoğusunda olan Southampton olduğunu öğrendim. Katedral vardı, yanında ise loş bir salon. 1260 yılından itibaren, İngiltere’nin tarihini, yazılarla, resimlerle, birkaç tarihi kitapçıkla anlatıyorlardı. Hepsini okudum; sonra rahibe hanıma dönüp ‘ne güzel anlatmışsınız, Türkiye’den yani Mezopotamya’dan geldim. Benim ülkemin tarihi 8.000 yıl geri kadar gidiyor ama sizin 1000 yılı anlattığınız gibi anlatamıyoruz’ dediğim zaman önce tebessüm, sonra buruk bir bakış atmıştı... Tabi seneler sonra M. Ö. 10.000 yılına, yani 12.000 yıl öncesine ait Göbeklitepe’nin çıkacağını bilmiyordum... İskoçya 3 şehirden, 5,5 milyon kişiden oluşan bir ülke. Tek tarihi yeri olan Edinburg şehrinin, o daracık sokaklarında sürekli 4 farklı istikameti olan araçlar sürekli ring halinde olup, 6 dilde tarihlerini anlatırlar; turistlere. Otogar ve gar birbirine yakındır, gelenler meydanda İskoç kıyafetleri ile yapılan gösterilerle karşılanır...  Amerika’ya gidiyorsunuz, bazı noktalarda ok işaretleri vardır. ‘tarihi noktaya yaklaşıyorsunuz, 50 mil sonra sağda’, biraz sonra ‘10 mil kaldı, unutmayacağınız bir tarihi noktaya geliyorsunuz’ yazar. Bir de gidersiniz 1860 yılında ülkede kurulmuş ilk şarap fabrikası imiş. Taksim, Karaköy, Eminönü, Fatih, Balat, Üsküdar gibi yerlerde bulunan evlerimiz zaten o yıllara dayanıyor! Bizim için çok sıradan bir durum... Hatta o evleri yıkıp; restorasyon adı altında, o arsalara daha fazla daire sayısı olacak şekilde evler yapılmakta. Güler misiniz; ağlar mısınız?

 

Bunun gibi Fransa, İsviçre, Arnavutluk, İtalya gibi birçok ülkenin kendisini ne güzel anlattığına dair örnekler verebilirim ama hiç gerek yok. Hepsi kendi ülkelerinin reklamlarını o kadar güzel yapıyorlar ki; peki biz neyiz; sorusunu sormaktan kendimi alamıyorum. Geçen hafta Göbeklitepe’deydim. Dünya tarihinin tekrar yazılmasına neden olan, dünyanın merkezi ve dünyanın tüm ilgisinin toplandığı yer idi: 12.000 yaşındaki Göbeklitepe... Meşhur Mısır Piramitleri’nden 7500 yıl daha eski!!!!!!          

 

Peki tarihin başlangıcı olan, dünya tarihini tekrar yazdıran bu yerin en özelliği ise, buranın yaşamsal olarak değil, kutlamalar, törenler için olan bir yer olması. Yaşamsal odalar yoktu; onun yerine herkesin toplanacağı, 4 bölümden oluşan  en eski kült yapılar topluluğu olan tarihi bir yer idi. Kazılarda bulunan resimleri görseniz; şaşarsınız. Her şey çok net... Göbeklitepe’de yaşayan kişiler, tekrar gelmek üzere, bu eşsiz tarihi noktaları kapatıp; gitmişler ama bir daha gelmemişler. Tabi kazılar yapılırken, 12 farklı yerde, bu kazının benzerleri de bulunmuş. Benim tek sorum şu! 12.000 yıl önce yaşayan kişilerin, bu yapıyı oluşturmak için, çok uzak bir noktadan kum getirdikleri tespit edilmiş. Nasıl taşındı? Bu yapı nasıl yapıldı? Bütün bunlar yapılmadan önce, kişilerin yapıyı kurmayı öğrenmeleri için ne kadar zaman geçti? Eminim  o tarihte burayı yapmak için çalışanlar, o civarda bir yerlerde konaklıyorlardı; o zaman bu tarihi noktadan daha eski olan, başka bir şehir daha olmalı... Onların yerleşim yeri daha kaç yüzyıl geriye gidiyor? Kısaca araştırmalar M.Ö 10.000 yılından da geri gidileceğini gösteriyor...

 

Tüm bunlarla ilgili rehberle konuşurken, Turizm Bakanı bölgeye geldi. Göbeklitepe yılı olması nedeniyle, o bölgede bir etkinlik düzenleyeceklermiş. Oldukça fazla harcaması olan, güzel bir sosyal etkinlik. Tabi ülkemizi tanıtmak için reklam yapmalıyız; hem de böyle bir tarihin reklamı ama senelerce otel müdürlüğü yapmış, turizmi bilen bir kişi olarak hem bazı turizm tanıtım önerilerinde bulunmak, hem de harcamayı azaltmanın vatandaşlık görevi olduğunu düşünerek, bakanımız Mehmet Ersoy’a bir dilekçe gönderdim; bakalım uygulayacak mı? Çünkü  o kadar çok güzel yerlerimiz var ki.... Birkaç örnek verilim. Dünyada kayağa uygun kar 2 yerde vardır. Biri Alpler, diğeri Sarıkamış. Dünyada 2 anfi tiyatro vardır. Biri Roma’da, diğeri Side’de. Dünyada en çok peri bacaları olan yer, Kapadokya’dır. Daha birçok şey ekleyebiliriz. Ama bunları dünyaya ne kadar tanıtabiliyoruz; düşünmek lazım...

 

Tarihten, mevsimlere geçelim... Nisan ayı geldiği zaman, şarkta karın son zamanlarıdır, artık yollar açılmıştır; Antalya’da Ruslar denize girmeye başlamıştır, İstanbul’da ilkbaharın gelişi çiçeklerle kendisini belli ederken, Karadeniz’de sonbahar gibi yağmurlar yağmaya devam ediyordur. Yani aynı anda 4 mevsimi yaşayabilen bir ülkedeyiz.

 

Hem yüzümüz Avrupa’ya dönüktür; hem de Asya’nın gelenekleri ile büyümüş, o toprakların üzerinde yaşamış kişiler olarak, 2 kıtada birden yaşayan dünyadaki tek ülkeyiz. Asya’dan gelen bir kişi, burada Avrupai bir ortamla karşılaşırken, Avrupa’dan gelen bir kişi, daha önce görmediği bir misafirperverlikle, geleneklerle karşılanır.  Avrupa’ya bir gidin; tanımadığı bir yabancı kapısını çalsa, bir bardak su verilir mi? Biz de ‘gelen bereketiyle gelir’ denilir, ‘Tanrı misafiri’ adı verilir. Hiçbirşey yapamazsak, çay demleriz. Tanımadığımız halde çekinmeyiz; onu eve davet ederiz. Anadolu’nun çok yerinde Tanrı misafiri de oldum, misafir de ettim. Gelenin, rengine, memleketine, dinine, diline bakmadık! Çünkü biz bu geleneklerle büyüdük; eminim sizler de benimle aynı fikirdesinizdir.

 

Bir de yerüstü zenginliklerimize bakalım. Dünya kendi kendini besleyebilen, her ürünü ülkesinde yetiştirebilen, dünyanın 7 ülkesinden birisidir; Türkiye... İster sıcak mevsimlerde, ister soğuk mevsimlerde yetişen bitkiler olsun; ister küçükbaş hayvan, ister büyükbaş hayvan olsun; hepsini kaldırabilen kadim memleketim, Türkiye. Örneğin İngiltere’de çilek ve buğday üretimi vardır. Başka hiçbir ekim görmedim... Bu sadece 1 örnek. Hatta kenevir, haşhaş gibi ilaç ve sanayisinde kullanan ve çok getirisi olan ürünleri de ‘tehlikeli’ adı altına aldılar; yetiştiremedik bile... Herşeyi yetiştiren çiftçilerimizin çoğu, bugün büyükşehirlerde yaşıyor; o da ayrı bir konu...  Bizim ülkemizde, taş eksen, o da yetişir denilecek bir toprak var.

 

Yeraltı zenginliklerimizi de hatırlayalım. Artık petrolden, altından daha önemli madenler var, bor,  titanyum gibi... Ankara Ticaret Odası’nın verilerine göre, bor madeninin,  dünya rezervinin 72’si Türkiye’de... MTA’nın raporuna göre, dünyadaki titanyum elementinin 20’si ülkemizde. Zaten petrol neden oluşur? İnsan fosilinden.... Mezopotamya Irak, İran, Suriye ve Türkiye’den oluşacak; 3 ülkede petrol çok olacak; ben de olmayacak! Aklınız alıyor mu? Sanırım tek bir soru, bunları anlamamızı daha da pekiştirir. Neden 40 yıldır bu bölgede bizim askerlerimiz şehit oluyor? Neden bu bölgede Irak-İran, Irak-Kuveyt, Türkiye-pkk-Afganistan-Pakistan, Filistin-İsrail, Suriye-bölücü örgütler arasında çatışmalar, savaşlar oluyor?  Bu kadim toprakların her noktası, ayrı bir değer taşıyor. Neden 7 düvel, 100 yıldan beri, Orta Asya toprakları üzerinde pastadan pay kapmaya çalışıyor? Ne işleri var bu bölgede, bu BARIŞ DESTEKÇİSİ! olan bu kişilerin? Neden Avrupa, Avustralya, Amerika değil de Asya?

 

Türkler yüzyıllar boyunca, başka milletlerin yapamadığını yaptık. Hristiyanlığın yayıldığı yer, Kapadokya bölgesidir (Göreme, Ihlara Vadisi ve Hacılar). Bugün insan hakları konusunda ahkam kesen Roma İmparatorluğu döneminde, hristiyanlığın yayılmamasını engellemek için, kişilerin birbirilerine gitmeleri bile yasaktı. O bölgeleri ziyaret edin, birçok yerde kaçış tünelleri görürsünüz. Oysa bizim tarihimizde her zaman insanları fikirlerinde özgür bıraktık. İspanya’dan 500 yıl evvel (1492) engizisyondan kaçan museviler için Yasef (Joseph) Nassi’nin talebini Kanuni Sultan Süleyman engizisyondan kaçan musevileri kabul etti ve musevileri Osmanlı Devleti’ne yerleştiler. Hatta Nassi’yi özel müşavir olarak atandı. 1991 ‘de Irak’dan gelen, 2014’den itibaren Suriye’den gelen müslümanlara bakalım. Her dini, dili, milleti ağırladık. Bugün ‘ben Almanın yabancı istemem’, ‘Fransızım yabancı istemem’ diyen insan hakları savunucuları unutmayım ki; bize ders vermeye kalkıştıkları zaman; dünyada en iyi kanıt olan tarihi, onların yüzüne çarpalım! 

 

Almanya 40 yıl öncesine kadar devlet dairelerinde sadece Alman asıllı kişileri çalıştırdı. İngiltere 1960’lı yılların sonuna kadar İrlandalı olanları bile devlet dairesinde çalıştırmadı. Zenciler 1970’li yıllara kadar, birçok ortak noktada oturamadı, hatta aynı toplu taşıma aracına bile binemedi. Biz de Afrika’da Tunus’u, Fas’ı, Mısır’ı işgal ettik ama Avrupa ülkeleri gibi, onları köle olarak kullanmadık; bilakis herkes kendi dilini, dini kullandı. Biz de ise hiçbir zaman ayırım gözetilmedi. Hatta, Osmanlı döneminde Türk olanlar mecburi görev olarak askere giderken, diğerleri gitmedi. Bir de bunun yanı sıra, kendilerine imtiyazlar da sağlandı... Cumhuriyet döneminde, Kürt olan kişilerin en üst merci olan cumhurbaşkanlığına kadar yükselmesi de bunun göstergesi değil mi? Osmanlı döneminde padişahın eşi ve veziri olanlar arasında farklı milletlerden birçok kişiler oldu. Çünkü insanları ayrıştırmadan, insan olduğu için sevdik. Oysa bugün, bu ayırımları yapan kişiler, bizlere İNSAN HAKLARI veriyorlar.

 

Bence senelerdir ayrıştıranların değil, senelerce birleştirenlerin olduğu safta olun... Yüzyıllardan beri, din, dil, renk, mezhep, millet gözetmeyip, bir de tolerans tanımışken, hâlâ ayrıştırıcı olan, İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARININ! söylediklerini mi dinliyorsunuz? Amerika gibi 254 milletten meydana gelmiş, altı üstü 250 yıllık tarihi geçmişi olan devlet niye farklı dillerde eğitimler vermiyor da tek anadili İngilizce oluyor? Konuşanlara değil, bu zamana kadar size destek vermiş, emek vermiş kişilere bakın. İster dünyanın en kalabalık ülkesi olan Çin’e, ister en geniş ülkesi olan Rusya’ya bakın... İster dünyanın en küçük ülkesi Vatikan’a, ister dünyanın en az nüfuslu adası Tuvalu Adası’na bakın...  Her ülkede tek dil, tek vatan, tek bayram, tek marşı vardır. Bu dünyanın kanunudur. Farklı milletleri, dinleri, dilleri bir arada tutan sağlam çimento da zaten budur!

 

Dünyanın eski eski tarihini taşıyan, yeraltı ve yerüstü kaynakları herkese yetecek kadar olan, Anadolu’da kapsını çaldığın her yerde sevgiyle karşılanabileceğin, 4 mevsimin olduğu, hem Avrupa, hem Asya’yı yüzyıllardır kucaklayabilen bu kadim ülkede, birlik olarak harcımızı sağlamlaştıralım. Harç İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARI ile değil, Atatürk’ün dediği gibi ‘Cumhuriyet düşüncede, bilgide, sağlıkta güçlü ve yüksek karakterli koruyucular ister.’ zihniyetinde olanlarla olur. Atatürk: ‘Eğer ülkeni kurtaracak bir lider beklemekteysen; ben size hiçbir şey öğretmemişim demektir’ dediği için ben görevimi yapıyorum ve sizlerle bu yazımı paylaşıyorum; şimdi sıra sizde...

 

Sevgiyle kalın

Ebru ÖZTÜRK

www.ebrununsozlugu.com   

 
Etiketler: Tarihimiz-Ülkemiz,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı