Yazı Detayı
14 Mayıs 2019 - Salı 10:15
 
Uçakta Başladı Gürültüler..!
Fahriye KİREMİT
KİREMİTTEN DAMLALAR
 
 

KİREMİTTEN DAMLALAR..!

 

 Su istiyor insanlar. Hostesler anlamıyor. Kendi lisanlarıyla soruyorlar. Uçakta yüz seksen yolcu var. İlk defa uzun bir mesafeye uçacaklar. Gidecekleri ülkenin dilini bilmiyorlar. Su diye haykıranlar Türk işçiler. Almanya’ya gidiyorlar. Bir zamanlar Almanya’dan Türk işçilerine. Rağbet çoktu izine gelenler köylerinde hava atıyor. Geçim sıkıntısında çoğu insan tarlasını bağını bahçesini satıp yollara düşüyordu.  İyi para kazanıldığı sanılırdı. Mark’ ın değeri yüksekti. İzine gelenler bir de otomobil le gelince gitmek farz oluyor. Nasıl olduysa uçakta genç bir yolcu Almanca konuşarak hosteslerden su istedi. İnsan dil bilmeliydi Bu birinci dersti.

 

Sağ salim Münih’e indi uçak. İşçiler tren garının büyükçe bir salonuna doluştu. Bir tercüman elinizdeki numaraları kontrol edin numarası okunan şu noktaya çıksın. Bu arada yiyecek poşetleri dağıtıldı. Çikolata bir muz bir dilim ekmek vardı. Anlaşılan yolculukları bitmemişti. Numaraları okunanlar birer, birer toplandı. Gidecekleri bölgelerin numarasıymış. Yanlarına birer tercüman verildi lakin öfkeli hırçın adamlar. Üç bin beş yüz km yol kat eden Vatanından, yurdundan ayrılan. Nereye gittiğini anlamayan insanlara pek iyi davranmıyorlardı.

 

Al şu valizini peşimden gel diye seslendi, genç kadına. Valizi kaldıracak kadar gücü kalmamıştı. Yorgundu. Kımıldamadı yerinden. Valizin üstüne oturdu. Başıma ne gelecek bakalım diye düşünürken tercüman efendi ukalalıkla hakarete başladı. Genç kadının ilk sözü sen Türk’ müsün oldu. Sert bir evet cevabi aldı ve dedi ki ne olmuş burada size bir Türk naziktir centilmendir. Bize yardımcı olmak için buradasınız. Ben taşıyamıyorum valizi siz alın. Adam şaşkın cevap veremedi valizi aldı bir trene koydu. Bu trenle en son istasyonda ineceksin. Fabrika birini gönderip seni alacak. O ne kadar kaba davranmış olsa da teşekkür etmeyi ihmal etmedi. Beyninde sorular vardı. Neden? Buradayım evimi çok özledim. Nasıl oldu burada buldum kendimi. Oysa   yurdu   çok güzeldi.

 

İnsanları daha güzel.  Mutluydu  aslında. Ah şu ekonomik sorunlar. Bir de yavrusunun geleceği düşüncesi. Hava alanında oğlunun son sözleri çınladı. Anne elektrikli tren istiyorum Oysa bindiği trende hiç kimse kalmamış son istasyona gelmiş. Küçük iki vagonlu bir  araç . Makinist  sesleniyor bir şeyler söylüyor kadın şaşkın bakıyor. Ne dediğini anlaması imkansız. Sonunda adam valizini alıp indiriyor o zaman anlıyor ki son istasyon burası acele  ile iniyor. Tren hareket ediyor. Kovboy filmlerindeki tahta baraka istasyonlara benziyor. Kimse görünmüyor. Tren gittikten sonra fark ediyor bir şelalenin yanında inmiş. Ağaçlalar kaplı bir alan güneşi görmek imkansız buz gibi soğuk bir yer. İki eli yanaklarında düşünceleri karışık.

 

Demek böyle oluyor Dağın başında buluyor kendini ağlamak üzere  hafif sakallı kırk elli yaşlarında üniformalı bir adam geliyor konuşuyor kendi lisanıyla anlamak imkansız. O yakınlarda tek bir fabrika var saat fabrikası. Koşarak tahta barakalı yere giriyor adam telefon ediyor. Birkaç dakika sonra bir araç geliyor. Genç bir adam elinde kadının kimlik bilgileri ve resmini gösteriyor. Pasaport soruyor. Çok şükür onca zamandan sonra pasaport kelimesini anlıyor. Gösteriyor. Adam kibarca arabanın ön kapısını açıyor  binmesini işaret ediyor. Hareket ediyorlar virajı alırken valizini görüyor. İstasyonda kalmış. Durun diyor valizim kaldı  anlamaz ki adam. Dayanamıyor artık aklına geleni yapıyor. Neden İngilizce sormuyorum. Ve başlıyor konuşmaya. Neyse adam da biliyor. Derdini anlatıyor. Valizi alıyorlar. Sohbet ederek fabrikaya varıyorlar.

 

Ofiste bir sekretr var bir de fabrikanın sahibi. Adamlar söyleşiyorlar. Ofise tombul kara gözlü kısa boylu bir kadın giriyor. Genç kadına  sen Türk’müsün  derken neden geldin der gibi sert bir ifade  kullanıyor. Gerçekten şaşılacak durum Kadın işçi.  Çat pat konuşmaya çalışıyor Almancayı Yardımcı olur diye çağırmışlar ofise . Soruya daha cevap veremeden kadın başlıyor  dil bilmezsiniz ne geliyorsunuz. Demeye. Artık özlediği sevdikleri, karşılaştığı  gereksiz üzücü tavırlar genç kadını çileden çıkarıyor. Sana ne , ben seni çağırmadım. Ve dönüyor İngilizce  diyor ki tercümana gerek yok sorun  söylerim İyi düzeyde  konuşabiliyor. Yedi yaşından beri ders almıştı. Babası  almanca bilmesine rağmen kızının İngilizce öğrenmesi için çok gayret etmişti. Faydasını görmüş oldu. Kadın  yetkililere bir şeyler söylerken  diğer adam onu çıkardı. Evet dedi ofisteki insanlara. Ve orada her kes İngilizce konuşuyordu.

 

Garip ola şuydu iki Yuttaşı  ile karşılaşması kötü sonuç vermişti. Eğer lisan bilmeseydi onu çok zor günler bekliyordu. Gittiği o yabancı ülkede yabancılar ona saygı ile yaklaştılar. Yeteneği ve ikinci bir lisan blmesi fark yarattı. Kendi  vatandaşlarından mümkün olduğu kadar uzak mesafede yaşadı. Bir çok arkadaşı oldu. Özellikle  Yugoslav Alman ve İtalyan. Onlarla  dilini geliştirdi. Çok uzun  sürmedi iki ay olmadan o fabrikanın tercümaı bile oldu. Çok zor bir mücadeleydi. Kolay değildi hasret vardı özlem vardı. Sevdikleri sevenleri vardı. Yastığa başını koyduğunda ise duaları ana diliyle yapıyordu.

Konuşma Sonu

Bir mesaj yaz...

 
Etiketler: Fahriye kiremit, kişisel gelişim makaleleri, köşe yazarları, filaş haber köşe yazarları, en iyi köşe yazarları,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı