31.01.2026 18:38:00

6 Şubat: Bu Ülkenin Aynaya Bakmak İstemediği Gün

6 Şubat 2023, Türkiye’nin yalnızca şehirlerinin yerle bir olduğu bir tarih değildir; o gün, bu ülkenin yıllardır yüzleşmekten kaçtığı gerçekler, bastırdığı suçlar ve görmezden geldiği vicdani çöküş, tüm ağırlığıyla enkazın altından dışarı fışkırmıştır. O sabah sadece binalar yıkılmadı, sadece yollar çatlamadı; güven duygusu çöktü, adalet inancı sarsıldı, “bize bir şey olmaz” rehaveti on binlerce insanın mezarına dönüştü.

Dört ilin fiilen haritadan silindiği bu felaket, “doğal afet” denilerek geçiştirilemeyecek kadar ağır, “kader” kelimesinin arkasına saklanamayacak kadar bilinçli ihmallerle örülmüş bir suç zinciridir. Çünkü doğa sadece sarsar; öldüren, insan eliyle yapılan yanlışlardır. Evet, o gün binalar yıkıldı.

Ama insanları asıl öldüren; yıllar boyunca çürütülmüş sistemler, görmezden gelinen raporlar, imzayla meşrulaştırılan usulsüzlükler, kâr hırsıyla hiçe sayılan mühendislik kuralları ve her seferinde “şimdi sırası değil” denilerek ertelenen hesaplaşmalardı. Beton dayanıksızdı ama ondan daha çürük olan, bu ülkenin vicdan terazisiydi. Deprem, bu gerçeği gizlemedi; sert, acımasız ve inkâr edilemez bir şekilde yüzümüze çarptı.

Enkazın başında çadır satanlar çıktı. Emanet edilen yardımları pazarlayan kamu görevlileri çıktı. Komşusunun cesedi daha soğumadan evini soyanlar çıktı. Bir şişe suyu, bir lokma ekmeği fırsata çevirenler çıktı. Ama bunlar depremle ortaya çıkmadı. Deprem sadece ışığı açtı, karanlık zaten oradaydı.

On binlerce insan hayatını kaybetti. Binlercesi uzuvlarını yitirdi. Sayısız çocuk öksüz kaldı, sayısız aile eksildi, tamamlanması artık mümkün olmayan hikâyeler yarım kaldı. Ancak mesele sadece kayıpların büyüklüğü değil; asıl mesele, bu kayıpların büyük bölümünün önlenebilir olmasıydı. Yıllar boyunca atılan her usulsüz imza, yapılan her göstermelik denetim, görmezden gelinen her uyarı, alınan her rüşvet ve edilen her suskunluk; 6 Şubat sabahı birer tabuta dönüştü.

Hatay’ın, Malatya’nın, Adıyaman’ın, Kahramanmaraş’ın camileri, kiliseleri, sokakları… Binalar yıkılmadı; şehirlerin belleği, geçmişi, birlikte yaşama kültürü ve kent hafızası da moloz yığınlarının altında kaldı ve aradan yıllar geçti ama deprem bitmedi.

Çünkü milyonlarca insan hâlâ o gecenin içinden çıkabilmiş değil. Ayakkabılarını başucunda uyuyanlar var. En küçük seste irkilerek uyananlar var. Gittiği her mekânda ilk önce “kaçacak yer” hesabı yapanlar var. Çünkü adalet gelmedi. Çünkü gerçek bir hesaplaşma yaşanmadı. Enkazlar kaldırıldı ama suçlar kaldırılmadı; dosyalar kapandı ama vicdanlar rahatlamadı.

Ve tüm bu karanlığın içinde, bu ülkenin utancını tek başına sırtlanmak zorunda bırakılan bir başka kesim daha vardı: halkın kendisi. Devletin geciktiği, sistemin çöktüğü yerde insanlar vardı.

Evindeki son battaniyeyi tanımadığı birine uzatanlar vardı. Çocuğunun montunu çıkarıp başka bir çocuğun üzerine örten anneler vardı. Arabasında sadece ekmek ve su değil, umut taşıyanlar vardı. Tenceresinde ne varsa paketleyip yola çıkanlar, sınırları, dilleri aşarak yardıma koşanlar vardı. Enkaza tünel kazarak giren Zonguldaklı madenciler vardı.

İlk günden itibaren canını ortaya koyan Haluk Levent vardı. Aylarca Malatya’da desteğini esirgemeyen Çalık Grubu vardı. Rönesans Grubu vardı. Hatay’da, Adıyaman’da, Kahramanmaraş’ta belediyeler, gönüllüler, isimsiz binlerce insan vardı. Eğer bu ülke tamamen çökmemişse, onların sayesinde çökmemiştir.

6 Şubat bize çok net bir gerçeği gösterdi. Bu topraklarda aynı anda hem büyük bir vicdansızlık hem de büyük bir insanlık yaşıyor. Aynı toplumun içinde hem mezar kazanlar hem hayat kurtaranlar dolaşıyor. Ve bu çelişkiyle yüzleşmeden, bu aynaya bakmadan hiçbir şey düzelmez. Unutmak isteyen çok. “Geçti gitti” demek isteyen daha da çok. Ama unutmak, suç ortaklığıdır.

6 Şubat sadece bir yas günü değildir. Bir suç mahallidir ve bu suç mahallinde herkesin yeri bellidir. Ya enkazın altındakilerle berabersindir ya da o enkazı üretenlerle. Başka bir yerde durmak mümkün değildir. Her unutmaya çalıştığınızda, enkaz başında enkaz altındaki kızının elini tutan babayı hatırlayın.

Yazar: Celil Kocataş

Anahtar: 6 Şubat depremi nedir, deprem ihmalleri nelerdir, Türkiye’de deprem gerçeği nedir, depremde sorumlular kimlerdir, depremde adalet sağlandı mı, deprem sonrası hesaplaşma var mı, Celil Kocataş kimdir


Celil KOCATAŞ

İlker Gürbüz’den Berat Kandili Mesajı
Mustafa Necati Işık’tan Berat Kandili Mesajı
Halil İbrahim Türkgenç’ten Berat Kandili Mesajı
İzzet Gündoğar’dan Berat Kandili Mesajı
Ahmet Ali Aydın’dan Berat Kandili Mesajı
Ahmet Yanık’tan Berat Kandili Mesajı
Tuncer Dağ’dan Berat Kandili Mesajı
Togay Çoban’dan Berat Kandili mesajı
Gürbüz Süleymanoğlu’ndan Berat Kandili mesajı
Muharrem Yıldız’dan Berat Kandili mesajı
Velittin Küçük ’ten Berat Kandili mesajı
Eyüp Günay’dan Berat Kandili Mesajı
Piyasalarda Dengeler Altüst Oldu!
Üreten Toprağa Büyük Destek!
Kış Konserleri Bostancı’da Coşkuyla Başladı…
Kopuş Sergisi Sanatseverlerle Buluştu…
Türkiye Bir Gelecek Krizi mi Yaşıyor?
Can Güvenliğinde Taviz Yok: Afetlere Karşı Dev İş Birliği!
Potanın Genç Aslanları İkincilik Kupasını Kaldırdı!
Bu Kıraathane Esenyurtluların İlgi Odağı Oldu!
İnsanlık Ölmemiş Dedirten Örnek Davanış!

YAZARLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.