ENBİYALAR DİYARINDAN
Akıl almaz efsanelerin,nice ibretlik hikâyelerin,birbirinden güzel destanların diyarıdır Şanlıurfa..! Aynı zamanda peygamberlerin, evliya ve esfiyaların da şehridir. Sıksanız, her karış toprağında birbirinden ilginç olaylar, hatıralar, yiğitlikler fışkırır adeta... Kültür ve medeniyet kokan bu şehrin, diğer şehirler arasında sahip olduğu özellikler kulakardı edilecek cinsen değil...Bana göre gerek tarihi, gerek folkorik, gerek külürel, her açıdan bir şehr-i muazzamadır Şanlıurfa. Ya müziğe katkılarına ne demeli..! Bu konuda da son derece takdire şayan ve bu minval üzere kendini ispat etmiş bir kentimizdir. Birbirinden kıymetli sanatçılar çıkarmıştır bağrında...Bu alanda verilen hizmetlerin sadece Türkiyede değil; dünyanın birçok yerlerinde de bilindiği malumunuzdur...
Bugün size Urfa'mızla ilgili Rahmetli babamın anlattığı bir hikayeyi paylaşmak istiyorum. Bu hikaye Urfa'da geçmiş binlerce hikayelerden sadece bir tanesidir.
Adı 'Karakoyun, Deresi ve Hızmalı Köprüsü'dür hikâyenin...
Uzun yıllar önce Urfa'nın güneydoğusunda fakir bir anneyle, oğlu yaşarmış...Oğul, Kasarcı Çayı’nda kasarcılık yaparak bu yolla geçimini sağlamaya çalışırmış... Birgün oraya bir derviş gelip, delikanlının nasıl canla başka çalıştığına şahit olmuş...
'Oğlum'. demiş Derviş, "edindiğim izlenimlere göre çok çalışkan,bir o kadar da dürüst birisin.Gideceğim yere beraber gidelim,orada durumun, şu anki durumdan çok daha iyi olur. "Delikanlının anneside buna razı olmuş.
Gittiği yerde Dervişin tekkesinde iyi bir eğitim gören delikanlı , birgün çarşıda güzel bir kız görüp aşık olmuş. Derviş gördüğü kızın Karakoyunlu beyin kızı olduğunu , yarın gidip isteyeceğini söylemiş. Bey; Dervişe kırk gün içinde istediği hediye ve paralar getirilirse kızı vereceğini söylemiş.
Kırk gün sonra, delikanlı sabahleyin tekke avlusunda kimin getirdiği meçhul olan eşya ve altın yüklü katırlar görüp; dervişe haber vermiş. Derviş gülümsemiş. Alıp bunları Bey’e götürmüş; Beyde kızını delikanlıya vermeye razı olmuş.
Derviş delikanlıya, gerdek öncesi iki rekat namaz kılmasını, kendisi için dua etmesini söylemiş. Delikanlı sevinç içinde namaz kılmış; lakin derviş için dua etmeyi unutmuş. Dervişe dua etmediği için ertesi sabah uyandığında, kendini Kasarcı Çayı kıyısında bulan delikanlı rüya gördüğünü sanıp, tekrar o zor günlerine dönmüş ...
Gelin uyandığında kocasını göremeyince her tarafı sorup soruşturmuş; lakin kocasının izine rastlamamış.
Bu arada dervişte yoktur. Zamanı gelince, gelin bir erkek evlat doğurup, oğluyla birlikte hem kocasını aramak, hem de hac görevini yerine getirmek için yola çıkmış...Yolu üzerindeki Urfa’ya varıp, Samsat Kapısı önüne çadır kurarken bir takım bağrışmalar duymuş. Şehirin ortasından geçen dere taşmış, evler sular altında kalmıştır; Şehirde öyle...Bu şekilde sel felaketinden halkı kurtarmak amacıyla Hac parasını köprü yapmak için kullanmaya karar vererek, tellallar vasıtasıyla halkı hendek kazmaya çağımış. Delikanlı da hendek kazanlara katılmış. Çalışmalar esnasında Bey kızının çocuğunu bir ağlama tutup, bir türlü susmak bilmemiş... İşçiler oyalamak için kucağına alsada faydasız. En nihayet çocuk babasının kucağına gelip susmuş. Bey kızı da ;delikanlıyı , çocuğuna bakmakla görevlendirmiş. Birgün delikanlının anası, oğlunun bohçasını karıştırırken, altın sırma işlemeli düğün giysisini bulup; gitmiş bey kızına armağan etmiş. Kız armağanı görünce, kendi el işlemesinden tanıyıp, hemen getirenin bulunmasını emretmiş. Delikanlı gelince bey kızı kocasını tanımış.Böylelikle birbirlerini tanıyan iki aşık, sonunda birbirlerine kavuşmuşlar...
Bu arada hendek tamamlanıp, derenin yatağı değiştirilerek, sel baskını tehlikesi ortadan kalkmış. Yine de olası bir sen felaketinin önüne geçmek için, yanında getirdiği altın ve hızmasını; olası bir köprü yıkımında, yenisi yapılsın diye köprünün altına gömdürmüş.