Kutuplaşmanın Dili..!
Ne kadar agresif, ne kadar tahammülsüz, ne kadar kolay kırılan ve kıran bir topluma dönüştük. Şiddet artık istisna değil, neredeyse gündelik hayatın parçası haline geldi. Bir cinayet haberi birkaç saat konuşulup unutuluyor. Çocuklara yönelik suçlar öfke yaratıyor ama kalıcı bir yüzleşmeye dönüşmüyor. Aile içi şiddet, öfke patlamaları, sokakta artan gerilim; bunların her biri aslında daha büyük bir sorunun işareti. Sorun sadece suçların artması değil, sorun toplumun giderek duyarsızlaşmasıdır. Vicdan yoruldu, empati zayıfladı, sabır azaldı. Ekonomik baskı, adalet duygusundaki zedelenme, güvensizlik, kutuplaşma ve sürekli gerilim hali insanları sertleştirdi. İnsanlar hayatta kalma refleksiyle yaşamaya başladı ve bu refleks büyüdükçe merhamet geri çekildi.
Bugün beş liralık malı yirmi beş liraya satmayı fırsat sayan bir anlayış eleştiriliyor çünkü mesele sadece fiyat değil, mesele zihniyettir. Her kazancın meşru görülmesi ve kısa yoldan kazanmanın normalleşmesi, toplumsal güveni aşındırıyor. Dini değerler konuşuluyor ama ahlaki pratik zayıflıyor. Adalet talep ediliyor ama taraflara göre değişebiliyor. Doğru ve yanlış, ilkelere göre değil aidiyetlere göre değerlendirilmeye başlanınca toplum ortak zeminini kaybediyor. Oysa bu ülkenin hafızasında komşusunu gözeten, haksızlığa tepki veren, utanma duygusunu değer sayan bir kültür var. Bu hafıza tamamen kaybolmuş değil, sadece zayıflamış durumda.
Bu yüzden mesele sadece eleştirmek değil, yeniden inşa etmektir. Çözüm büyük ve soyut cümlelerden önce küçük ama gerçek adımlarda başlıyor. Önce birey düzeyinde öfkeyi normalleştirmemek, şiddeti mazur görmemek ve fırsatçılığı zekâ saymamak gerekiyor. Çocukların gördüğü davranış, toplumun yarınını belirliyor. Aile içinde değer aktarımı yeniden güçlenmeli, okul sadece akademik değil karakter eğitiminin de alanı olmalı. Medya, şiddeti sıradanlaştıran değil farkındalık üreten bir dil kurmalı.
Kurumsal düzeyde ise en kritik unsur güvendir. Adalet duygusu güçlenmeden toplumsal yumuşama zor. İnsanlar kurallara güvenmezse birbirine de güvenmez. Güven zayıfladığında sertlik artar. Ekonomik adalet de ahlaki iklimi etkiler; sürekli sıkışan toplumlarda tahammül düşer, gerilim yükselir. Bu nedenle sosyal politikalar sadece ekonomi değil, bir toplumsal ruh hali meselesidir. Kutuplaşmanın dili yumuşamadıkça gündelik hayat da yumuşamaz. Siyasetin, medyanın ve kanaat önderlerinin kullandığı dil toplumun davranış kalıplarını doğrudan etkiler.
En önemli nokta şu ki; toplumlar bir anda bozulmaz, bir anda da düzelmez ama yön değiştirir. Eğer yanlış bizi rahatsız ediyorsa, eğer hâlâ bu normal değil diyebiliyorsak, bu çok kıymetli bir başlangıçtır. Duyarsızlaşma öğrenilmiş bir şeydir, yeniden duyarlılık da öğrenilebilir. Umut, sorun yokmuş gibi davranmak değil, sorunu görüp vazgeçmemektir. Ve belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey tam olarak budur: Daha az öfke, daha çok sorumluluk, daha az suçlama, daha çok onarma, daha az gürültü ve daha çok vicdan.
Yazar: Celil Kocataş
Anahtar Kelimeler: Celil Kocataş, Toplum neden bu kadar agresifleşti, Kutuplaşmanın dili nasıl yumuşar, Toplumsal duyarsızlaşma nasıl önlenir, Adalet duygusu toplumu nasıl etkiler, Ekonomik baskı şiddeti artırır mı, Merhamet ve empati neden azaldı, Toplumsal güven nasıl yeniden inşa edilir,
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.