Değerli Gönül Dostlarım; “Hayat çoğu zaman bize sahip olduklarımızın değerini, onları kaybettikten sonra öğretir.”
İnsanoğlu böyledir işte; elinde olanın kıymetini bilmez, olmayanın peşine düşer. Birinin hayalini kurduğu şey, başkasının gözünde sıradan olabilir.
Kimi evinde havuz olsun diye hayal kurar; oysa havuzu olan, yıl boyunca belki de iki defa içine girmez.
Kimi sevdiklerine kavuşmak için yanar tutuşur; oysa sevdikleri yanındayken, şikâyet etmekten başka bir şey bilmez.
Eşi olmayan, bir yuva ister; eşi olan bazen o nimetin farkına bile varmaz.
Aç olan bir tabak yemek için canını dişine takar; tok olan, tabağındaki yemeği beğenmez.
Arabası olmayan, araba hayaliyle yaşar; arabası olan, gözü sürekli daha lüksünde dolaşır.
İnsanın gözü doymadıkça, elindeki nimet ne kadar büyük olursa olsun mutlu olamaz.
Hikâye odur ki;
Bir gün fakir bir adam, Allah’a dua etmiş:
“Ya Rabbi, bana bir ekmek ver ki açlıktan kurtulayım.” demiş.
Oradan geçen birisi ona bir somun ekmek vermiş. Adam sevinmiş ama ekmeği yerken söylenmeye başlamış:
“Of, keşke yanında biraz da peynir olsaydı…”
İşte insanlık budur. Hep daha fazlasını ister, elindekine şükretmez.
Hayatın sırrı aslında çok basit: Sahip olduklarının kıymetini bilmek ve şükretmek. Çünkü bir yerlerde, sizin beğenmeyip küçümsediğiniz şey, bir başkasının ömrü boyunca hayalini kurduğu nimettir.
Bir sıcak çorba, bir dostun varlığı, sağlıklı bir beden, evladınızın gülüşü… Bunlar öyle büyük hazineler ki; para ile ölçülmez.
Unutmayalım, mutluluk daha fazlasına sahip olmakla değil, elindekinin değerini bilmekle gelir.
Bugün bir an durup düşünün; belki de aradığınız huzur ve mutluluk, zaten çoktan elinizin altındadır. Rabbim Sahip Olduklarımızın Kıymetini Bilenlerden eylesin dileklerimle…
Hoşça Kalın Dostça Kalın…
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.