Alışkanlık, Meşruiyet ve Çöküş
Toplumların çöküşü genellikle yanlış bir yerde aranır. Çoğu insan çöküşü ani krizlerde, sokaklardaki kalabalıklarda ya da patlayan öfkede görür. Oysa esas çöküş çok daha önce ve sessizce başlar. Yanlışa alışıldığı anda. Bir haksızlık ilk kez yaşandığında rahatsız eder. İkinci kez sorgulatır. Üçüncü kez ise zaten böyle denilerek kabullenilir. İşte bu kabulleniş, çürümenin gerçek başlangıcıdır. Çünkü artık mesele iktidarın ne yaptığı değil, toplumun neyi tolere ettiği hâline gelir.
Bugün birçok ülkede benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Adalet vardır ama geç gelir. Demokrasi vardır ama sadece takvim günlerinde hatırlanır. Hukuk vardır ama herkes için eşit işlemez. Bu eksiklikler tek başına yıkım yaratmaz; yıkımı yaratan, toplumun bunları olağan kabul etmesidir. Devletlerin en büyük yanılgısı şudur: Sessizliği rıza sanmak. Oysa sessizlik çoğu zaman onay değil, yorgunluktur. İnsanlar sustuğunda düzen sağlamlaşmaz; yalnızca itiraz görünmez olur. Görünmeyen itiraz ise birikir. Bu birikim bazen bir ülkede sokaklara taşar, bazen başka bir yerde sandığa yansır, bazen de tamamen içe çöker. İran’da yaşananlar bu tablonun en sert örneklerinden biridir ama tek örnek değildir. Orada halk baskı ile dış müdahale arasında sıkışmıştır; başka yerlerde ise insanlar farklı biçimlerde aynı çıkmazı yaşamaktadır.
Burada mesele bir ülke ya da bir rejim değildir. Mesele, gücün insanın önüne geçtiği her düzendir. Güç merkeze alındığında, insan tali hâle gelir. İnsan tali hâle geldiğinde ise adalet araçsallaşır, hukuk esner, demokrasi içi boş bir kavrama dönüşür. Tarih bize şunu defalarca göstermiştir: Hiçbir düzen, vatandaşını küçülterek uzun süre ayakta kalamaz. Çünkü devletler halkıyla güçlüdür, korkusuyla değil. Korku itaat üretir ama bağlılık üretmez. Bağlılık olmayan yerde ise kriz anlarında çözülme kaçınılmazdır.
Vatandaş olmanın anlamı tam da burada ortaya çıkar. Vatandaşlık, yalnızca yükümlülük değil, sınır koyabilme hakkıdır. Buraya kadar diyebilme cesaretidir. Bu sınır kaybolduğunda, toplumlar yaşamaya devam eder ama yönlerini kaybeder. Bu defterin sayfaları öfke üretmek için yazılmıyor. Ama rahat da vermek istemiyor. Çünkü rahatsız olmayan toplumlar sorgulamaz; sorgulamayan toplumlar ise başkalarının kararlarıyla yaşar. Belki bu satırlar tek başına bir şeyi değiştirmez. Ama biri durup Ben neye alıştım? diye sorarsa, işte o zaman bu yazı amacına ulaşmıştır.
Yazar: Sebahattin Aydın
Toplumsal çöküş nedenleri nelerdir, Sessizlik rıza mıdır, Sebahattin Aydın köşe yazıları, Adalet ve hukuk neden esner, Vatandaşlık hakkı nedir, Toplumlar neden sorgulamaz, Meşruiyet ve güç ilişkisi nasıldır, Yanlışa alışmak toplumu nasıl bozar,