Bir Şok Diğerini Sökerken
Türkiye’de sabah uyandığınızda karşınıza çıkan ilk haber, akşam yastığa başınızı koyduğunuzda çoktan eski olur. Gündem artık yaşanmıyor, tüketiliyor. Halk arasında “çivi çiviyi söker” denir. Bizde ise bir şok, diğerini söküp atıyor. Her yeni kriz, bir öncekini gömmek için sahneye sürülüyor. Bu hız yalnızca haber döngüsünü değil; adalet duygumuzu, vicdanımızı ve toplumsal belleğimizi de aşındırıyor.
Ben görüyorum ki daha dün milyonların gözü asgari ücrette, emekli maaşındaydı. Açıklanan rakamlar, enflasyon grafiğinin bir ay dipte, bir ay zirvede dolaşan tutarsız çizgisiyle birlikte tek bir soruya dönüştü: “Cebimizden ne kadar eksildi?” Ancak tam bu soruya odaklanmışken gündem yönünü bir başka büyük sarsıntıya çevirdi. Küresel bir skandalın ayrıntıları manşetleri doldururken ülke içindeki derin yaralar yine arka sayfalara itildi. Epstein dosyası dünyada çok konuşulurken ülkemizde oldukça az konuşulması, üzerinin örtülmesi olarak algılanmaya başladı.
Adana’da, Gaziantep’te akıbeti yıllardır belirsiz olan çocuk dosyaları; deprem bölgesinde alın terinin karşılığını alamayan işçilerin çığlığı; Malatya’dan ve deprem bölgesinden gelen intihar vakaları; sahipsiz bırakılan hayatlar… Hepsi bir sonraki “daha büyük” haber gelene kadar konuşuldu, sonra sessizce kenara bırakıldı. Sosyal medya fenomenlerinin gözaltına alınması, magazin parıltısıyla yapısal sorunların üzerini örten bir perdeye dönüştü. Işıklar kameraya çevrildiğinde karanlık görünmez olur.
Deprem konutları meselesi bir devlet sözünden seçim vaadine evrilirken, siyasi koltuk değişimleri ve Meclis tartışmaları gündemi esir aldı. Oysa enkaz sadece beton yığınlarından ibaret değildi; güven duygusu da o enkazın altındaydı. Ama biz, her defasında yeni başlığa odaklanırken eski soruların cevapsız kaldığını kabullendik.
Vicdanımızın pusulası olan Gazze meselesi de aynı hızın içinde savruldu. Bir dönem meydanları dolduran öfke ve yas, zamanla alt bant haberine dönüştü. Şam’a, Cuma namazına gitme hayallerimiz ve Gazze ziyaretimiz şimdilik ertelendi. Kadın cinayetleri istatistiklerde kalırken insanlık da sayısallaştı. Dün yüksek sesle konuştuğumuz acılar, bugün başka bir gündemin gölgesinde kayboluyor.
Kadın cinayetleri artarken, ekonomik daralma derinleşirken, gençler umutsuzlukla başka ülkelerin hayalini kurarken; futbol kulüplerinin savurduğu astronomik paralar manşet olabiliyor. Gerçeklik ile gösteri arasındaki mesafe açıldıkça, toplum da kendi sorunlarına yabancılaşıyor.
Türkiye’nin asıl meselesi gündemin yoğunluğu değil; hiçbir meselenin sonuca ulaşmadan bir sonrakine kurban edilmesidir. Hesap sorulmadan değişen başlıklar sorumluluğu buharlaştırır. Hafızasızlık bir savunma mekanizması değil, bir zayıflıktır. Çünkü hatırlamayan toplum, aynı acıyı tekrar tekrar yaşamaya mahkûmdur.
Bugün sormamız gereken soru basit ama ağırdır:
Biz en son neyi konuşuyorduk ve o mesele şimdi nerede?
Eğer bu soruya net bir cevap veremiyorsak sorun gündemin hızında değil, bizim unutuşumuzdadır. Unutkan bir toplum olmamızın asıl sebebi, okumaya başladığımız ilk ana dayanıyor. Çünkü öğrendiğimiz ilk cümle şuydu:
“ALİ ATA BAK.”
Yazar: Celil Kocataş
Anahtar: gündem neden hızlı değişiyor, Türkiye gündemi neden unutuluyor, toplum neden çabuk unutuyor, Epstein dosyası Türkiye’de konuşuldu mu, deprem sonrası sorunlar çözüldü mü, Gazze neden gündemden düştü, celil kocataş kimdir