Dünya Yanarken: İktidarın Konforu, Halkın Bedeli
Dünya bugün sıradan bir krizler çağında değil, düpedüz bilinçli tercihlerin yol açtığı bir çöküş sürecinde yaşıyor. Savaşlar tesadüf eseri çıkmıyor, yoksulluk kimsenin kaderi değil, başımıza gelen iklim felaketleri de doğal değil. Bunların tamamı, iktidarların o kısa vadeli çıkarları uğruna aldığı siyasi kararların doğrudan bir sonucudur. Buna rağmen küresel elitler, utanmadan sıkılmadan hâlâ bize olağanüstü koşullar masalını anlatmaya devam ediyor.
Uluslararası düzen denilen yapı artık fiilen çökmüştür. Hukuk dediğimiz kavram, güçlü devletler için kullanışlı bir araç, zayıf toplumlar içinse boş bir vaatten ibaret hale gelmiştir. Bir yerde bombalar yağarken buna meşru müdafaa deniyor, başka bir yerde hakkını arayan, protesto yapan halka güvenlik tehdidi etiketi yapıştırılıyor. Artık çifte standart bir istisna değil, maalesef bu bozuk sistemin ta kendisidir.
Savaşlar artık sadece topla tüfekle, silahla yürütülmüyor. Enerji politikaları, gıda fiyatları, faiz kararları ve yaptırımlar; işte bunlar yeni çağın görünmez silahlarıdır. Bir masa etrafında toplanıp alınan kararlar, milyonlarca insanın sofrasını boşaltıyor, ekmeğini küçültüyor. Ama o masalarda halk yok, halka hesap veren yok, sorumluluk alan hiç yok.
İklim krizi meselesi ise siyasal ikiyüzlülüğün en çıplak aynasıdır. Gösterişli zirveler yapılır, cafcaflı bildiriler okunur, kameralar önünde kararlıyız pozları verilir. Sonra ne olur? Fosil yakıt yatırımları tam gaz devam eder, doğa pazarlık konusu yapılır. Unutulmasın ki doğa kimseyle müzakere etmez, sadece bedel ödetir. O bedeli de ne yazık ki dünyayı en az kirletenler, garibanlar, en yoksullar öder.
Demokrasi söylemi de ciddi bir erozyon, bir aşınma içindedir. Sandık vardır ama ortada gerçek bir seçenek yoktur. İfade özgürlüğü vardır ama sınırlarını iktidar çizer. Muhalefet eden suçlu ilan edilir, itiraz eden ya susturulur ya da marjinal ilan edilip kenara itilir. Böylece sistem kendini korur, halk ise istikrar masalıyla sessizliğe zorlanır.
Ekonomik eşitsizlik artık bir yan sonuç değil, bilinçli bir yönetim modelidir. Servet yukarıya, o bir avuç mutlu azınlığa aktarılırken, kemer sıkma politikası aşağıya, halka dayatılır. Fedakârlık her zaman aynı kesimden, bizden istenir. Bu düzende krizler geçici, adaletsizlik ise kalıcıdır.
Buradan açıkça ve gür bir sesle söylemek gerekir ki dünya bugün kötü yönetilmiyor; bilinçli olarak belirli çıkarlar lehine yönetiliyor. Ve bu düzen, halkların rızasıyla değil, yorgunluğu ve umutsuzluğu üzerinden ayakta tutuluyor. Bir vatandaşın defterine düşülen son not şudur; sessizlik tarafsızlık değildir, sessizlik bu düzenin ortağı olmaktır.
Yazar: Sebahattin AYDIN
ANAHTAR KELİMELER: Küresel krizlerin asıl sebebi nedir, Uluslararası hukuk neden işlemiyor, Ekonomik eşitsizlik nasıl önlenir, Sebahattin Aydın kimdir, İklim krizi ve siyaset ilişkisi nedir, Yeni dünya düzeni nereye gidiyor, Sessiz kalmanın toplumsal bedeli nedir,