İçeriden Gelen Tehdit: Coğrafyamızda İhanetin Yeni Yüzü
Ortadoğu coğrafyası, yüzyıllardır savaşların, işgallerin ve ihanetlerin sahnesi oldu. Ancak bu toprakları asıl yıkan, dışarıdan gelen saldırılar değil; içeriden gelen ihanetlerdir. Bugün İran’da, yarın başka bir ülkede aynı senaryo tekrar tekrar sahneleniyor. Peki bu senaryonun yazarı kim, oyuncuları kimler ve asıl hedef ne?
İran’da yaşananlar hepimiz için ibretliktir. İsrail ajanları, ülkenin dört bir yanında cirit atıyor. Kimisi devşirme, kimisi bizzat İran vatandaşı. Talimat gelir gelmez ülkeyi yangın yerine çeviriyorlar. 12 Gün Savaşları’nda ordu komutanlarının evlerinin önüne kadar gelen suikastçılar, omuzdan ateşlenen silahlarla devletin en kritik isimlerini hedef aldı. İsmail Haniye’yi kendi topraklarında koruyamayan bir İran’dan söz ediyoruz. Daha ötesi var mı?
Ancak saldırılar sadece fiziki değil. Sosyal medya, artık bir savaş alanı haline geldi. İsrail’in kontrolündeki dijital aygıtlar, yapay içeriklerle zihinleri hedef alıyor. İran’daki gösterilerde camiler hedef gösteriliyor, İslam’la işimiz yok başlıkları servis ediliyor. Bu mesajlar size de tanıdık gelmiyor mu? Gezi olaylarında Dolmabahçe Camii’ni hatırlayın. Aynı senaryo, farklı ülke.
Elbette İran halkının haklı talepleri olabilir. Ancak bu gösterilerin amacı başka, finansörü başka. Bir yorumcu açıkça ne söyledi? İran rejimi devrildikten sonra her yeri Suriye gibi yapacağız dedi. Dünya İran’a odaklanmışken, İsrail’in Gazze’deki zulmü gündemden düşüyor. Bu da o sinsi planın bir parçası.
Türkiye de benzer süreçlerden geçti. Ülkesini yabancı başkentlere şikâyet edenler, büyükelçiliklerle kapalı kapılar ardında pazarlık yapanlar, Karabağ’ın kurtuluşuna burun kıvıranlar, Libya’da Hafter’in safına geçenler, Suriye’de Esad’a destek verenler... Soruyorum size, bunlar daha az bir ihanet mi?
Gezi olayları, FETÖ ile iş tutmak, çözüm sürecini sabote etmek... Hepsi aynı senaryonun parçaları. 2009-2014 arasında Türkiye, Kürt meselesinde tarihi bir adım attı. Devlet, MİT aracılığıyla İmralı ve Oslo görüşmeleriyle doğrudan temas kurdu. Kürtlere karşı işlenmiş yanlışlar konuşuldu, özürler dile getirildi. Toplumda büyük bir destek oluştu. Türklerle Kürtler arasındaki duvarlar yıkıldı.
Ancak bu süreç, PKK’nın varlık zeminini ortadan kaldırıyordu. Bu yüzden her aşaması provoke edildi. Kobani olaylarıyla süreç sabote edildi. HDP, Kandil’in talimatıyla sokakları ateşe verdi. 35 vatandaşımız hayatını kaybetti. Barış kapıları kapandı.
Bugün DEM, aynı senaryoyu Halep üzerinden sahneye koymaya çalışıyor. Tuncer Bakırhan’ın Türkiye’yi soykırımcı ilan etmesi, SDG ve YPG’ye yönelik lokal bir operasyonu Kürtlere soykırım diye pazarlaması, ancak siyonist bir aklın ürünü olabilir.
Amaç belli; yeni çözüm sürecini daha başlamadan sabote etmek. Süreci siyasi meşruiyet aracı olarak kullanıp, ardından binbir bahaneyle baltalamak. Görünen o ki tarih, bir kez daha tekerrür ettirilmek isteniyor.
Türkiye, yeni dönemde iç cepheyi daha güçlü tutmak zorundadır. Çünkü dış cephedeki savaş, içerideki birlik zayıfsa kaybedilir. Bu coğrafyada barış, ancak kardeşliğe sahip çıkmakla mümkündür. Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla bu toprakların evlatları, birbirine düşman değil; kader ortağıdır.
Yazar: İsmet Ünal
ANAHTAR KELİMELER: İsmet Ünal kimdir, Ortadoğu'da ihanet senaryoları nedir, İran olaylarının arkasında kim var, İsrail'in dijital savaşı nasıl işliyor, Gezi olayları ve dış bağlantılar nedir, Çözüm süreci neden bitti, DEM Parti açıklamaları ne anlama geliyor, Türk Kürt kardeşliği neden önemli, İç cephe ne demektir