Kötüler Yüzünden Asla İyi Bir İnsan Olmayı Bırakma !!!
Saygıdeğer okurlarım ve kıymetli danışanlarım,
Bugün sizlerle akademik bir makaleden öte, bir gönül birlikteliği ve ruhsal bir duruş üzerine hasbihal etmek istiyorum. Yıllardır gerçekleştirdiğimiz Tv programlarında, seanslarda, terapilerde, seminerlerde ve kaleme aldığım eserlerde hep aynı gerçeğin altını çizdim: Hayat, bazen haksızlıkların ve kötülüğün kol gezdiği bir imtihan sahası gibi görünebilir. Ancak şunu asla unutmayın; kötüler yüzünden asla iyi bir insan olmayı bırakmamalısınız.
Bu yazıda, bu kararlılığın sadece ahlaki bir tercih değil, aynı zamanda ruhsal sağlığınızı koruyan en stratejik savunma mekanizması olduğunu bilimsel ve insani temellerle açıklayacağım.
Bir danışman olarak gözlemlediğim en büyük yanılgı şudur: İnsanlar, maruz kaldıkları kötülüğe aynı dille cevap verdiklerinde rahatlayacaklarını sanırlar. Oysa bu, ruhsal bir intihardır. Çulfa (2024) olarak vurguladığım üzere, iyilik bir sonuç değil, bir varoluş biçimidir. Eğer birisi size taş attığında siz de ona taşla karşılık verirseniz, o andan itibaren aranızda hiçbir fark kalmaz.
Psikolojik bağışıklık sistemimiz, içsel tutarlılığımızdan beslenir. Başkalarının negatif tutumları karşısında kendi etik standartlarınızı korumak, beyninizdeki ödül merkezlerini aktive eder ve stres hormonu olan kortizolü dengeler. İyilikte ısrar etmek, kendinize olan saygınızı –yani özsaygınızı– zirvede tutmanın tek yoludur.
Sosyal öğrenme kuramları, insanın çevresindeki davranışları taklit etme eğiliminde olduğunu söyler. Ancak bizler, bu otomatizmden çıkmak zorundayız. Karakterin özerkliği, dış uyaran ne olursa olsun tepkiyi seçme özgürlüğüdür.
Seanslarımda sıkça sorduğum o soruyu buraya da bırakıyorum: "Başkası kötü diye siz de kötüleşirseniz, aynaya baktığınızda gördüğünüz o kişi hâlâ siz misiniz?" Uyaran ile tepki arasındaki o kritik boşluk, sizin özgürlük alanınızdır. Kötüye kötülükle cevap vermek bu alanı yok eder; iyilikte direnmek ise ruhunuzu asilleştirir.
Burada önemli bir noktayı netleştirelim: İyilik, boyun eğicilik veya "saf" olmak değildir. Benim literatürümde "İyi İnsan", sınırları olan ve adaleti gözeten kişidir. Kötü niyetli kişilere karşı "etik mesafe" koymak, kendinizi o zehirli iklimden soyutlamak en doğal hakkınızdır. Ancak bu mesafeyi koyarken kalbinizin rengini karartmamalı, genel iyilik halinizi muhafaza etmelisiniz. Sınır koyamayan iyilik, psikolojik bir bağımlılık riski taşır; bilinçli iyilik ise bir güç gösterisidir.
İyiliği bırakmamanın en zor virajı affetmektir. Affetmek, karşı tarafın yaptığı yanlışı meşrulaştırmak veya onu tekrar hayatınıza dahil etmek değildir. Affetmek, o kişinin size yüklediği nefret ve öfke yükünü sırtınızdan indirip kenara bırakmaktır. Kötü bir insan yüzünden iyilikten vazgeçtiğiniz an, o kötülüğün ruhunuzda sonsuza dek yaşamasına izin vermiş olursunuz. Kendi enerjinizi korumak için, o yükten özgürleşin.
Bu felsefeyi hayatınıza entegre etmek için şu üç adımı uygulamanızı öneriyorum:
Sonuç olarak sevgili dostlarım; kötülük karanlık gibidir, karanlığı karanlıkla yok edemezsiniz. Onu ancak ışıkla bertaraf edebilirsiniz. Herkes kalbinin rengini dünyaya yansıtır. Sizin renginiz kararmasın. İyilikte direnmek, sadece psikolojik bir sağlık göstergesi değil, aynı zamanda insan kalabilme onurudur.
Unutmayın; günün sonunda herkes kendi kalbinin ekmeğini yer. Başkalarının sıçrattığı çamurda debelenmeyi reddedin. Temiz kalın, iyi kalın, kendiniz kalın.
Yazar: Ekrem Çulfa
Anahtar Kelimeler: Ekrem Çulfa kimdir, İyi insan kalmak mümkün mü, Kötülüğe iyilikle nasıl karşılık verilir, Psikolojik bağışıklık nasıl güçlenir, Özsaygıyı korumanın yolları nelerdir, Neden iyi insan olmalıyız, Affetmek ruhu özgürleştirir mi,