Önder GÜZELARSLAN

Tarih: 04.03.2026 17:08

Zorunlu Eğitimin Sorunlu Eğitime Dönüşü

Facebook Twitter Linked-in

Zorunlu Eğitimin Sorunlu Eğitime Dönüşü

Genel olarak bireylerin bilgi, beceri ve davranışlarını planlı ve sistematik şekilde geliştirmeyi amaçlayan süreç eğitim olarak tanımlanır. Eğitim, bireyin toplum içinde yaşadığı süre boyunca kendisinden beklenen iyi ve doğru davranışları kazanmasını sağlayan bir süreçtir. Nesilden nesile bilgi ve değerlerin aktarılmasını mümkün kılan bu süreç, tarih boyunca her toplumda farklı anlayış ve yöntemlerle yürütülmüştür.

Tarihe baktığımızda eğitim, insanlığın ve toplumların kendi ihtiyaçlarına göre geliştirdiği kuramlar ve yöntemler üzerinden, belirledikleri kurumlar aracılığıyla sürdürülmüştür. İnsanoğlunun varoluşundan bu yana her toplumda bir eğitim sürecinden söz edebiliriz. Bu sebeple eğitim, insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. Başlangıçta planlı ve düzenli olmayan eğitim, daha çok aile ve çevre yoluyla gerçekleşmiştir. Zamanla bu süreç kurumsallaşmış ve belli bir sistem içinde verilmeye başlanmıştır.

Tarihte sistemli eğitim ilk olarak Mezopotamya ve Mısır medeniyetlerinde görülür. Yunan ve Roma’da ise eğitim, iyi vatandaş yetiştirmeye ve toplumsal hayatta başarı sağlamaya yönelik olmuştur. Yunan medeniyetinde eğitim, köleler ve asiller olarak ayrılmış toplumun sadece asil kesimine özgü bir alan olarak uygulanmıştır.

Başlangıçta örgün bir yapıya sahip olmayan eğitim, bireylerin çevreden edindiği bilgiler ve gözlem yoluyla şekillenirken, zamanla kurumsallaşarak bugünkü modern yapısına ulaşmıştır. Günümüzde eğitim, bireyin psikolojik, sosyal ve toplumsal varlığını sürdürebilmesi için en temel araçlardan biri olmayı sürdürmektedir.

Biz Türkler, tarih boyunca uzun süre göçebe bir hayat tarzını benimsemiş bir milletiz. Bu nedenle eğitim daha çok savaşçılık, hayatta kalma becerileri ve yöneticilik gibi alanlarda yoğunlaşmıştır. Hayvancılık, madencilik, dokumacılık ve silah yapımı gibi pratik beceriler eğitimin temelini oluşturmuştur. Töreye uygun yaşama, toplumsal sorumluluk bilinci kazanma gibi değerler de eğitimin ana unsurları arasında yer almıştır. İslamiyet’in kabulüyle birlikte eğitim sistemi daha düzenli hale gelmiş, medreseler kurulmuş ve hem dini hem de fenni ilimler birlikte okutulmaya başlanmıştır. Buna rağmen eğitimin temel amacı her zaman bireyi topluma hazırlamak, ahlaklı ve erdemli insan yetiştirmek olmuştur.

Günümüzde eğitim, büyük ölçüde devlet okulları aracılığıyla yürütülmektedir. Her devlet için eğitim birinci öncelik olmuştur. Modern toplumlarda eğitimin önemi daha fazla anlaşılmış ve geleceği inşa edecek çocukların daha nitelikli yetişmesi için daha çok kaynak ayrılmıştır.

Ancak ülkemizde Cumhuriyet’ten bu yana yerli ve milli bir eğitim politikası oluşturulamadığını görüyoruz. Dış kaynaklı modeller denenmiş, her gelen yönetim sistemi değiştirmiştir. Her yeni uygulama, bir öncekini geçersiz saymış ve öğrenciler adeta deneme tahtasına dönmüştür. Eğitim paydaşları, sürekli değişen bu yapıya uyum sağlayamaz hale gelmiştir.

28 Şubat 1997’de getirilen 8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitim, eğitim sistemine vurulmuş ağır bir darbe olmuştur. Meslek liseleri bu uygulamayla büyük zarar görmüştür. Ardından 2012 yılında 4+4+4 sistemiyle on iki yıllık zorunlu eğitim getirilmiştir. Bu düzenlemelerle sadece meslek liseleri değil, okumak istemeyen çocuklar da zorla okul sıralarına oturtulmuştur.

Gerçekten eğitim almak isteyen öğrencilerle okumak istemeyenlerin aynı sınıfta bulunması, eğitimin kalitesini düşürmüş, öğretmenleri de zor durumda bırakmıştır. Okumaya niyeti olmayan öğrencilerin disiplinsiz davranışları, sınıf düzenini bozmuş ve eğitim sürecini işlemez hale getirmiştir.

Kimse zorla okul sıralarında tutulmamalıdır. Eğitim almak isteyenlerin önünde engel olan bu yapı, zamanla sistemi daha sorunlu hale getirmiştir. Yetkililer ise bu durumu görmezden gelmiş, öğrencileri belli yaşa kadar okulda tutarak işsizlik rakamlarını düşük göstermeyi tercih etmiştir. Böylece zorunlu eğitim, bir zorunluluktan çıkıp sorunlu bir yapıya dönüşmüştür.

Birkaç gün önce İstanbul Çekmeköy’de Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde görev yapan öğretmen Fatmanur Çelik’in bir öğrencisi tarafından bıçaklanarak öldürülmesi, bu sorunu yeniden gündeme taşımıştır. Bu acı olay sadece eğitim camiasını değil, bütün Türkiye’yi yasa boğmuştur. Zorunlu eğitim, sorunlu eğitim haline gelmedi mi sorusu bir kez daha sorulmuştur.

Her yönüyle sorunlar yumağına dönen bu sistemin zorunlu oluşuna artık bir çözüm bulunmalıdır. Yetkililer halkın ve eğitimcilerin sesine kulak vermeli, gençlerin geleceğini ipotek altına alan bu yapıdan vazgeçmelidir. Aksi halde eğitim sistemi daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalacaktır.

Immanuel Kant, “İnsan eğitilmesi zorunlu olan tek yaratıktır” der. Buna katılıyorum. Ancak eğitimin de bir sınırı olmalıdır. İnsan bazı şeyleri okul dışında da öğrenebilmelidir. Theodore Roosevelt’in sözü ise çok anlamlıdır. “Bir insan ahlaken eğitilmeden sadece zihnen eğitilirse, topluma bir bela kazandırılmış olur.”

Bugün geldiğimiz noktada hem zorunlu eğitim hem de ahlaki değerlerden uzak, sadece bilgi yükleyen bir sistem çocuklara fayda değil zarar vermektedir. Bu zarar sadece çocuklar için değil, bütün toplum için geçerlidir. Zorunlu eğitimle kaynaklar da israf edilmektedir. Gereğinden fazla okul binası, eğitimci ve araç gereç kullanılmaktadır. Zorunlu eğitim kaldırıldığında kaynakların bir kısmı hazineye kalacak, kalan kısmı ise daha verimli alanlara yönlendirilebilecektir.

Artık zararın neresinden dönülürse kârdır. Zorunlu eğitimden vazgeçilmeli ve sadece anaokulu ile ilkokulu kapsayan iki artı dört yıllık bir sistemle sınırlandırılmalıdır.

Yazar Önder Güzelarslan

Anahtar kelimeler
Zorunlu eğitim kaldırılmalı mı, sorunlu eğitim sistemi ne anlama geliyor, Türkiye’de eğitim sistemi neden eleştiriliyor, meslek liseleri neden zarar gördü, zorunlu eğitim şiddeti artırıyor mu, öğretmen güvenliği nasıl sağlanmalı, Önder Güzelarslan zorunlu eğitim yazısı ne anlatıyor


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —